Orgenaral İlker Başbuğ’un Düzenlediği Basın Toplantısı

Haziran 26th, 2009 by umur

Bu gün saat 11 sularında Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ bir basın toplantısı düzenledi. Basın toplantısına tüm kuvvet komutanları ve otuzun üstünde generalle katılan Başbuğ, tüm TSK olarak tek yumruk halinde karşınızdayız mesajı verdi. Sesinin yüksekliği ve sert tonu dikkat çeken Başbuğ çarpıcı açıklamalar yaptı.

BELGE DEĞİL KAĞIT PARÇASI

Başbuğ açıklamasında sık sık buna bir belge denilemeyeceğini ifade etti. Ve dikkat çekmek için “kağıt parçası” ifadesini kullandı.
Orgeneral Başbuğ’un;
“Buna belge denemez bu bir kağıt parçası”
“Bu kağıt parçasının Nisan 2009′da hazırlandığını kim tespit etti? Bu bir fotokopi ve üzerinde tarih yok.”
“İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bu kağıt parçasını kimlerin hazırladığını bulsun gerçek olup olmadığını araştırmak bizim görevimiz”
gibi ifadeleri dikkat çekti. Ayrıca Albay Dursun Çiçek’in imzasını değiştirmesiyle ilgili tartışmalara “İmza değişikliği kriminal sonucu değiştirmez ancak tespit için ıslak imzaya ihtiyaç var oda ortada yok” şeklinde açıklama getirdi.

ASKERİ YARGI BAĞIMSIZDIR

“Askeri mahkemelerin bağımsız olmadığını söylemek devlete ve anayasaya saldırıdır.”

“TSK içinde hukuka ve demokrasiye saygısı olmayan barınamaz.” diyen Başbuğ Genelkurmay Askeri Savcılığının, askeri mahkemelerde subayların bulunmasını anayasa mahkemesine şikayet ettiğini ve bunun dünyadaki tek örnek olduğunu söyledi.
Ayrıca Başbuğ “Bu davaya askeri mahkeme mi bakar sivil mahkeme mi bakar sorusunu sormak abesle iştigal etmektir. Olay askeri bir kişi tarafından askeri mahalde olmuştur. Tabi ki biz bakarız.” dedi.
Askeri mahkemelerin olmasının avrupa birliğine girmeye çalışan bir ülkenin imajını zedeleyeceği söylemlerine, “Araştırsınlar, İngiltere’de de, İtalya’da da, Polonya’da da, Yunanistan, Belçika ve Lüksemburg’da da askeri mahkemeler var.” şeklinde cevap verdi.Başbuğ;
“Eğer yeni delil bulunursa soruşturma askeri savcılık tarafından burada yeniden açılır.” da dedi.

“TSK’NIN YIPRATILMASI TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN BEKA PROBLEMİDİR.”

TSK’ya karşı medya üzerinden asimetrik psikolojik savaş yürüyüldüğünü söyleyen Başbuğ bu harekatın artan ve planlı bir şekilde ilerlediğini ifade etti.
Ayın 6 sında başlanan soruşturmanın bilgilerinin ve belgenin 12 sinde basına “servis edilmesinin” arkasında kasıt olduğunun altını çizen Başbuğ, “Bizim bunu hukuksal olarak sorgulamaya hakkımız var. Genelkurmay Askeri Savcılığı gerekli makamlara bu konuyla ilgili suç duyurusunda bulundu.” dedi.
“Kimse TSK’nın anayasaya ve demokrasiye aykırı uygulamalara sessiz kalmasını beklemesin, düşüncelerimizi gereken yerlerde gereken şekilde ifade ediyoruz.” diyen Başbuğ son olarak basın mensuplarından gelen soru doğrultusunda “Siyasi makamlardan ve medyadan gelen şahsıma yönelik eleştirileri ve istifa çağrılarını kale bile almadım.” dedi

Haberi basın toplantısını tv de takip edip kendim yazdım. Umarım yeterli bulursunuz.

Teşekkürler…

Haziran 26th, 2009 by umur

Yıksalar da heykellerini…

Asla yıkamayacaklar Mustfa Kemalleri.

“İki Mustafa Kemal vardır. Biri ben, fâni Mustafa Kemal; diğeri milletin içinde yaşattığı Mustafa Kemaller idealidir. Ben onu temsil ediyorum. Herhangi bir tehlike anında ben ortaya çıktımsa, beni bir Türk anası doğurmadı mı, Türk anaları daha Mustafa Kemaller doğurmayacaklar mı? Feyiz milletindir, benim değil.”

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

Tanıdık Gelecek mi?

Haziran 25th, 2009 by umur

“Bir ulusu fethetmenin ve köleliştirmenin iki yolu vardır. Birisi kılıçla, diğeri borçla.”

John Adams 1735-1826

Bir Ekonomik Tetikçinin itirafları

Bir izleyin bakalım tanıdık bir şeylere rastlayabilecek misiniz?

RTE ve İlkler

Haziran 23rd, 2009 by umur

“Türkiye’deki icraatlarının unutulmaması ve bakar körlerin gak guk etmemesi
için Tayyip Erdoğan liderliğindeki AKP’nin Türk siyaset tarihindeki bazı
ilklerini hatırlatmakta yarar görüyorum.
1- İlk defa bir Başbakan ” Tezkere geçmezse memura maaş ödeyemeyiz” dedi
2- İlk defa ekonomi büyürken işsizlik arttı
3- İlk defa cari açık verilirken döviz kuru arttı.
4- İlk defa bir Başbakan zam isteyen memura “İMF’yi ikna edin” dedi.
5- İlk kez ithalat 100 milyar doları aştı
6- İlk kez cari açığın üstünde borçlanma yapıldı
7- İlk kez Yunan kilise bankası Türkiye’de banka satın aldı.
8- İlk defa domuz, kesimlik hayvanlar arasına alındı
9- İlk defa düşük faizli dış borç yüksek faizli iç borç ile ödendi
10- İlk defa bir Başbakan ve Dışişleri Bakanı, islamiyeti yok etmeye yemin
eden bir Papa’nın heykeli önünde fotoğraf çektirdi.
11- İlk defa bir Başbakan ” Toprak satılıyorsa alıp götürmüyorlar ya” dedi.
12- İlk defa bir cami kiliseye çevrildi.
13- İlk defa kilise ve havralar imar planında yer aldı.
14- İlk defa bir Başbakan Yahudi düşünce kuruluşundan ” Üstün Cesaret Ödülü” aldı.
15- İlk defa Türk askerinin başına ABD güçlerince çuval geçirildi.
16- İlk defa bir Başbakan ” bir dönem dini kullandık” dedi.
17- İlk defa petrol kanunu ile yabancılara 50 yıllık imtiyaz verildi.
18- İlk defa yabancı rantiyecilere vergi muafiyeti tanındı.
19- İlk defa iletişim sektörünün tamamı yabancıların eline geçti.
20- İlk defa tezkere ret edilmesine rağmen Dış İşleri Bakanlığı genelgesi ile silahlar Türkiye üzerinden geçti.
21- İlk defa bir Başbakan İslam dünyasının sınırlarını değiştirecek BOP’un eş başkanı oldu.
22- İlk defa bir Başbakan Müslüman topraklarını işgal eden ABD askerlerininevlerine sağ salim dönmeleri için dua ettiğini açıkladı.
23- İlk kez İsrailli bir işadamına çok gizli bir şekilde 800 milyon dolar kaynak aktarıldı.
24- İlk defa bir Başbakan yapılan ihalede önce uçak istedi ama sonra Mercedes’e razı oldu.
25- İlk defa fındık üreticileri en büyük mitingi yaptı.
26- İlk defa bir Başbakan Türkiye’yi pazarladığını açıkça itiraf etti.
27- İlk defa tarımsal üretimde dış ticaret açığı ortaya çıktı.
28- İlk defa bir Başbakan çiftçilere ” Gözünü toprak doyursun” dedi.
29- İlk defa kap kaç diye bir sektör ortaya çıktı.
30- İlk defa zina suç olmaktan çıktı.
31- İlk defa bir Başbakan en fazla yurt dışı gezisi yaptı.
32- İlk defa bir Başbakan ” Borç yiğidin kamçısıdır” diyerek borçlanmayı bir başarı olarak gösterdi.
33- İlk defa enflasyon % 10 artarken pancar fiyatları 99 kuruştan 88 kuruşa indi.
34- İlk defa çiftçi ve emekliden vergi alınması sözü verildi.
35- İlk defa bir Başbakan Danışmanı Amerikalılara Başbakan için “Bu adamı kullanın, onu rogara süpürmeyin ” dedi.
36- İlk defa GSMH artarken KDV tahsilatı yerinde saydı.
37- İlk defa bir Başbakan TMSF katkısıyla bu kadar çok TV ve gazete yönlendirdi.
38- İlk defa Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı misafir olarak gelen bir kralın ayağına gitti.Hem de 10 Kasım günü…
39- “İLK DEFA BİR BAŞBAKAN ÇİFTÇİYE “ANANIDA AL GİT” DEDİ…
40- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN ŞEHİD ZİYARETTİNDE “ASKERLİK YAN GELİP YATMA YERİ DEĞİLDİR”DEDİ
41- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN 300 M LİK GEMİYE GEMİCİK DEDİ.
42- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN ….. GAZETELERİNİ OKUMAYIN TELEVİZYONLARINI AÇMAYIN DEDİ.
43- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNEN İNSANLARI DİNSİZLİKLE SUÇLADI.
44- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN İÇİN CUMHURİYET MİTİNGLERİ YAPILDI.

Vatan Haini

Haziran 23rd, 2009 by umur

“Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.
Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet.
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.”
Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar, üç sütun üstüne, kapkara haykıran puntolarla,
bir Ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında Amiral Vilyamson’un
66 santimetre karede gülüyor, ağzı kulaklarında, Amerikan amirali
Amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira.
“Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.”

Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, ben yurt
hainiyim, ben vatan hainiyim.
Vatan çiftliklerinizse,
kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,
vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,
ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa,
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,
ben vatan hainiyim.
Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla :
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.

Nazım Hikmet RAN

Hayatta Ben En Çok Babamı Sevdim

Haziran 21st, 2009 by umur

Siyasetin dışında ancak günün anlam ve önemine uygun muhteşem bir Can YÜCEL şiiri…

Hayatta ben en çok babamı sevdim.
Karaçalılar gibi yerden bitme bir çocuk
Çarpı bacaklarıyla – ha düştü, ha düşecek –
Nasıl koşarsa ardından bir devin,
O çapkın babamı ben öyle sevdim.

Bilmezdi ki oturduğumuz semti,
Geldi mi de gidici – hep, hepp acele işi! –
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi.
Atlastan bakardım nereye gitti,
Öyle öyle ezber ettim gurbeti.

Sevinçten uçardım hasta oldum mu,
40’ı geçerse ateş, çağ’rırlar İstanbul’a,
Bi helalleşmek ister elbet, diğ’mi, oğluyla!
Tifoyken başardım bu aşk oy’nunu,
Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu.

En son teftişine çıkana değin
Koştururken ardından o uçmaktaki devin,
Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için
Açıldı nefesim, fikrim, canevim.
Hayatta ben en çok babamı sevdim.

                                                               Can YÜCEL

Gani MÜJDE’den muhteşem bir yazı

Haziran 20th, 2009 by umur

 Biraz eski bir yazı ama gerçekten çok güzel. Eğer düşünebilirlerse, düşünmeye cesaret edebilirlerse bazı kişilerin bu yazıdan alması gereken çok ders var bu yüzden bir kez daha paylaşmak istedim.

7.0 YETMEDİ Mİ?
  Bir hafta önce türban protestoların sırasında “7.4 yetmedi mi?” pankartını açan sevgili kardeşime seslenmek istiyorum bugün… 20 bin insanın acısı ve cenazesi üzerine politika yapmaya kalkan “o güzel insana” bir çift sorum var. Ey mantosu uzun, aklı kısa kardeşim benim. 7.0 yetmedi mi?

  Senin okuduğun gazeteler yazdı mı bilmiyorum ama Amerika’nın, hani o gavur ve Hıristiyan Amerika Birleşik Devletleri’nin, hani o Siyonistlerle iş birliği yaptığı için her yerde bayrağını yaktığınız ABD’nin Los Angeles şehrinde 7.0 büyüklüğünde bir deprem oldu bacım… Neredeyse bizimkine yakın bir deprem. Bizde aynı şiddetteki bir depremde 20 bin kişi olup 20 bin kişi sakat kalırken, gavur, Hristiyan ve Siyonist dostu Amerika’da sadece 2 kişi yaralandı güzel ablam.

  Şimdi türbanlı başını ellerinin arasına alıp düşünüyor musun acaba? Sakarya gibi muhafazakar bir bölgede Allah binlerce Muslümanı öldürerek cezalandırıyorsa eğer, Hristiyanlara ve Siyonist dostlarına niye kıyak geçiyor?  Seks shoplarıyla, porno filmleriyle tüm dünyaya “seks”, “uyuşturucu” ve “günah” ihraç eden bu ülkenin Allah katında ayrıcalığı ne olabilir ki güzel annem?

  Oysa adım gibi eminim Sakarya’da, Gölcük’te hayatlarını kaybedenlerin çoğu ölmeselerdi eğer sabah ezanı ile birlikte camilerin yolunu tutacaklardı. Üç aylarda oruç tutacak, Ramazan’da devrilmeyen minarelerin ışıklarıyla birlikte senin ağzına adı bile yakışmayan Allah’ın adı ile birlikte oruçlarını açacaklardı. E nooldu şimdi? 7.0 yetmedi mi güzel ninem? Eğer her coğrafya olayını, her doğal afeti bilimin ve aklın süzgecinden geçirmeden böyle yorumlarsan bu ülkenin yarısı her deprem felaketinden sonra dinsiz olur güzel hala kızım…

  Fay hattında 10 katlı binalara izin veren şapşal belediyecilik anlayışını, deniz kumundan inşaat yapan edebiyatçı muteahhitleri, depreme dayanıklı konut üretme çabalarını, hırsızları, uğursuzları bir kenara bırakıp her şey ilahi kudretin intikamı olarak açıklarsan bu deprem 10 yıl sonra gene aramızdan binlerce “dinsizi” alır gider güzel amca kızım… Beynin var mı bilmiyorum, betonların altında inleyerek can veren 20 bin insanı, kadını, çocuğu ve bebeği bir kalemde günahkar diye silip atan kuş beynini türbanın altında görmek mümkün olamıyor cünkü ama bence bu yazıyı oku ve bütün gece uyumadan düşün.

  Allah’ın kullarına böyle cezalar verebileceğini hala düşünüyorsan da git Hristiyan ol…Çünkü senin bu mantığına göre Allah onları daha çok seviyor. “Gavurlar” hem senden daha zengin, hem de evleri tepelerine yıkılmıyor.

Gani MÜJDE

1949′dan 2002′ye Karşı Devrim Kronolojisi

Haziran 20th, 2009 by umur
  • 4 Şubat 1949: İki “meczup” Meclis’te ezan okuyor.
  • 15 Şubat 1949: İlkokullarda isteğe bağlı olarak din dersleri
    okutulmaya başlanması öneriliyor.
  • 1 Mart 1950: CHP hükümeti, Tekke ve Türbelerin Kapatılmasına Dair 677 sayılı yasayı yürürlükten kaldırıyor. Türk büyüklerine ait olanlar ve sanatsal değer taşıyanlar Milli Eğitim Bakanlığınca(!) halka açıldı.Açılan türbe sayısı ilk aşamada 19 idi.
  • 12 Nisan 1950: Mareşal Fevzi Çakmak için düzenlenen cenaze töreninde gericiler dini siyasete alet ederek gövde gösterisi yapıyor.
  • 29 Mayıs 1950: Başbakan Menderes, sadece “Millete mal olmuş
    inkılaplarımızı saklı tutacağız” diyerek irticaya ilk işareti veriyor.
  • 16 Haziran 1950: Ezanın Arapça okunması yasağı kaldırılıyor.
  • 5 Temmuz 1950: Radyoda dini program yayınlama yasağı kaldırılıyor.
  • 21 Ekim 1950: Milli Eğitim Bakanlığı, okullarda din derslerinin
    zorunlu o lmasına karar veriyor.
  • 3 Aralık 1950: Arap harfleriyle tedrisat yapmak için gizli ya da aleni dershane açanlar hakkında 23 Eylül 1931 günlü, 12073 sayılı kararnamedeki yasaklama kaldırılıyor. Böylece Kuran kursu ve imam hatip okullarına yeşil ışık yakılıyor.
  • 1953: Köy Enstitüleri, İlköğretmen Okulları’na dönüştürüldü.
  • 1953: Yasa değişikliği ile “siyasi yayın ya da beyanlarda bulunmak,öğretim üyeliğinden çıkarılmaya neden olan bir suç” sayılmaya başladı.
  • 1954: 25 yılını dolduran öğretim üyelerinin emekliye ayrılmasını
    sağlayan yasa ile öğretim görevlilerini bakanlık emrine alan ya da görevden uzaklaştırmayı sağlayan yasa çıkarıldı.
  • 1955′te Başbakan Menderes, DP Meclis grubunda arkadaşlarına şöyle sesleniyor: “Siz öyle güçlüsünüz ki, şu anda isterseniz Anayasa’yı bile değiştirebilir, hilafeti bile getirebilirsiniz.”
  • 1956′da  Menderes,  Konya’da halka hitap ederken “ortaokullara din dersleri konulacağını” açıklıyor.
  • 13 Eyl ül 1956: Ortaokul ders programlarına seçmeli din dersleri konuyor.
  • 1957′de Başbakan Menderes,  Ödemiş’te halka yaptığı konuşmasını bir kasaba imamı gibi bitiriyor:
    “Allah, münafıkların şerrinden hepimizi korusun.”
    Genel seçimler yaklaşınca hızını alamıyor ve seçmene şu vaatlerde bulunuyor:
    “İstanbul’u ikinci bir Mekke, Eyüp Sultan Camii’ni de ikinci bir kâbe yapacağız.”
  • 14 Şubat 1957: Başbakan Menderes, Ankara’da Kocatepe Camii’nin yapımı için Cami Yaptırma Derneği’ne 100.000 TL bağış yapıyor.
  • 19 Mayıs 1957: Kayseri’de halka yaptığı açıklama Menderes,
    “DP’nin iktidarda olduğu yedi yıl içinde yeni 15.000 cami inşa
    edildiğini ve başta Süleymaniye olmak üzere 86 caminin onarıldığını, Süleymaniye’nin 500′üncü yıl dönümünü kutlamak için Müslümanların İstanbul’a davet edileceğini” söylüyor.
  • 1957 – 1958: Liselere seçmeli din dersi kondu.
  • 1959: Din dersleri öğretmeni yetiştirmek için Yüksek İslam Enstitüsü açıldı.
  • 26 Haziran 1965: Milli Eğitim bakanı Cihat Bilgehan, “İmam hatip
    okullarını bitirenlerin, ilkokul öğretmeni olabileceklerinin”
    müjdesini veriyor.
  • 15 Nisan 1966: Atatürk büst ve heykellerine karşı gericilerin
    saldırıl arı sürüyor.
  • 31 Mayıs 1966: Demirel, Kayseri’de halka yaptığı konuşma hedef
    saptırarak şunları söylüyor: “Bugün Türkiye’de gericiliğin yaşamasına uygun koşullar artık bulunmamaktadır.”
  • 17 Mayıs 1967: İmam hatip okullarını bitirenlere üniversitelere girme hakkı tanınıyor.
  • 20 Ağustos 1967: İzmir’de İslam Enstitüsü’nün temelleri Başbakan Süleyman Demirel tarafından atılıyor.
  • Aralık 1967: Meclis’te iftar yemekleri verilmeye başlanıyor.
  • 21 Şubat 1968: Milli Eğitim Bakanı İlhami Ertem, “Hükümetimizin amacı her ilde bir imam hatip okulu açmaktır” diyor.
  • 19 Şubat 1969: Mehmet Şevki Eygi adlı emperyalizm fedaisi ABD’nin 6. Filosu’nu protesto eden yurtsever gençler üzerine “ABD bizim kâbemiz, cihada hazır olun” sloganları ile dincileri saldırtıp o günün tarihlere “Kanlı Pazar” olarak geçmesini sağlamıştır.
  • 1 Ekim 1969: Seçimlere bir gün kala Adalet Partisi’nin kır atlı kuran dağıttığı haberleri basına yansıyor.
  • 26 Ocak 1974: Milli Selamet Partisi genel seçimlerden 48 milletvekili ile çıkıyor.
  • 1974 – 1977: Din kültürü ve ahlak dersi zorunlu kılındı.
  • 1975-1976: Bir yıl içinde 70 imam hatip okulu açılıyor.
  • 1976-1977: Bir yıl içinde 77 imam hatip okulu daha açılıyor.
  • 1977-1978: Açılan bu imam hatipler yetmemiş olacak ki bir yıl içinde 86 tane daha açılıyor. Bu üç yıl boyunca Başbakanlık koltuğunda Süleyman Demirel oturuyor.
  • 21-25 Aralık 1978 tarihleri arasında Kahramanmaraş’ta meydana gelen olaylarda resmi açıklamalara göre 111 kişi yaşamını yitirmiş, yüzlerce kişi de yaralanmıştı…. Sol parti ve dernek binaları ateşe verilmiş, Müslümanlar cihada çağrılarak duvarlara “Allah için savaşa, Müslüman Türkiye” sloganları yazılmıştı. Buna karşın Süleyman Demirel, şunları söylemişti:
    “Bana sağcılar, milliyetçiler cinayet işliyor dedirtemezsiniz”
  • 12 Haziran 1979: MSP Genel Başkanı Necmettin Erbakan şunları söylüyor: “Hafta tatili Cuma günü olmalı. Nikâhı müf tüler kıymalı. Mekteplere Kuran dersi koymalı. Bu milletin mektep kitapları niye Allah adıyla başlamıyor?”
  • 4 Temmuz 1980: Çorum Katliamı gerçekleştiriliyor. 58 kişi
    katledilirken başbakan Demirel “Çorum’u bırakın Fatsa’ya bakın!”
    diyerek “solun kalesi” diye anılan Fatsa’yı hedef gösteriyordu.
  • 22 Temmuz 1980: Kemal Türker’in öldürülmesi.
  • 7 Eylül 1980: MSP’nin Konya’da düzenlediği mitingte yobazlar
    tarafından şu sloganlar atılıyordu: “Dinsiz devlet yıkılacak elbet…Şeriat gelecek… Laiklik dinsizliktir… Anayasa Kuran… Ya şeriat ya ölüm… Cihada hazırız…”
  • 12 Eylül 1980: Amerika’nın fedailiğine soyunan, Amerikalıların
    “bizim çocuklar” dedikleri generaller tarafından darbe yapılarak tüm siyasi parti ve dernekler kapatıldı. Demokrasi güçlerine karşı topyekün bir seferberlik başlatıldı. Dizginlerini koparan zor,zulüm ve işkence doruğa çıktı. Ülkenin aydınlanmacı birikimi üzerinden
    silindir gibi geçildi.
     
    Bu satırların yazarı bile bundan payını alarak 92 gün işkence gördü. Ulusal birlik yerine dinsel birliği öne süren, ulus yerine ümmet anlayışını ön plana çıkaran, günlük konuşmalarını bile dinsel motiflerle süsleyen gerici 12 Eylül’ün darbesinin mimarı Kenan Evren,10 Ağustos 1981 tarihinde Çanakkale’de yaptığı konuşmada “Muhterem din adamlarının elini öpeceğiz” diyordu.[1]
     
    “Gerçekte,” der Machiavelli, “hiçbir ülkede olağandışı bir yasacı
    yoktur ki, Tanrı’ya başvurmuş olmasın; yoksa koyduğu yasaları kimse kabul etmezdi. Gerçekte bilge kişinin bildiği birçok yararlı bilgi vardır. Fakat aynı bilgilerde, başkalarını inandıracak ölçüde açık bir takım nedenler yoktur.”[2]
     
  • Darbe rejimi, 2842 sayılı yasayı 16.6.1983 tarihinde yürürlüğe koyarak bu yasanın 10. Maddesiyle İmam Hatip Lisesi mezunlarının yükseköğretim kurumlarına girmelerini sağladı.
  • Bununla da yetinmeyerek, 1983 yılında 1739 sayılı yasanın 31. maddesinde yaptığı değişiklikle, cami imamı olarak yetişenlerin okullarda öğretmen olmalarına yasal dayanak hazırlandı.
     
  • 12 Eylül’de gerçekleştirilen Amerikancı darbeden sonra İsmet İnönü’nün oğlu veto edilerek seçimlere katılması engellenirken Nakşibendi tarikatının üyesi olan Turgut Özal’ın Çankaya’ya kadar tırmanması sağlandı. Nitekim Özal’ın, “12 Eylül olmasaydı iktidara gelemezdik” biçimindeki açıklaması 14.8.1987 tarihinde basına yansıdı.
     
  • Mart 1987: Demirel, Öğretim Birliği Yasası’nın bir devrim yasası
    olduğunu ve değiştirilmesinin olanaksız olduğunu gözardı ederek
    şunları söylemiştir: “Siyasetin emrinde din değil, başka hakların kullanılmasına yaptığı gibi, siyaset dine hizmet edecek. Bunda yadırganacak bir şey yok.…Tevhidi Tedrisat Kanunu bir semavi kitap değildir. Şayet Kuran kursları ve din eğitimi bu kanuna ters düşüyorsa, yanlış olan din eğitimi değildir. Tevhidi Tedrisat Kanunu’dur. …Laiklik çiğneniyor diye yapılan tartışmalar, bir yerde din ve vicdan hürriyetinin kullanılmasını baskı altına almaktır.”[3]
  • 1989: TCK’nın Türkiye’de din devleti kurulmasını suç sayan 163.
    maddesi kaldırıldı. Bu maddenin kaldırılmasına karşı çıkan aydınlar birer birer öldürülmeye başlandı.
  • 28 Aralık 1989: Üniversitelerde türban serbest bırakıldı.
  • 31 Ocak 1990: Prof. Dr. Muammer Aksoy’un öldürülmesi.
  • 7 Mart 1990: Çetin Emeç’in öldürülmesi.
  • 4 Eylül 1990: Turan Dursun’un öld ürülmesi.
  • 6 Ekim 1990: Prof. Dr. Bahriye Üçok’un öldürülmesi.
  • 24 Ocak 1993: Uğur Mumcu, “İmam-Subay” başlıklı yazısından iki gün sonra bir suikasta kurban gitti.
  • 2 Temmuz 1993: Sıvas’ta her yıl geleneksel olarak düzenlenen Pir sultan Abdal Kültür Etkinlikleri’nin 3. gününde, Müslümanlar ortalığı kana buladı. Ülkemizin yetiştirdiği en değerli aydın, düşünür, bilim adamı, sanatçı ve edebiyatçılardan 37 kişi diri diri yakıldı. Çoğu çevre illerden gelerek Madımak Oteli’ni ateşe verenlerin attığı ortak sloganları şunlardı:
    “Zafer İslam’ın… Cuumhuriyet Sıvas’ta kuruldu, Sıvas’ta yıkılacak!.. Şeriat gelecek zulüm bitecek… Kahrolsun laiklik…”
  • 27 Mart 1994: yerel seçimlerle RP’nin yükseliş ivmesi devam etti. 22 ildeki belediyelerin, Anara ve İstanbul’daki anakent belediyelerinin tüm olanakları RP’nin eline geçti. Bunlar, iktidar yolunda önemli kilometre taşları olacaktı.
     
    Erbakan,  “Refah iktidara gelerek. Sorun ne? Geçiş dönemi sert mi olacak, yumuşak mı? Kanlı mı olacak? Kansız mı? 60 milyon buna karar verecek” diyordu.
  • 5 Nisan 1994 tarihli kararlarını ilan ederken “son sosyalist devleti de yıktık” sözleriyle Kemalizmin sosyal devlet alanında sağladığı
    cılız da olsa kazanımları kastediyordu.
  • 10 KAsım 1994: Anıtkabir’de Atatürk’e çirkin bir saldırı yapıldı.
    Saldırgan, “Taşlara, kemiklere secde etmeyin. Taşlar sizi kurtaramaz. Kur’ana davet ediyorum.” diye slogan attı.
  • 11 Ocak 1995: Onat Kutlar’ın öldürülmesi.
  • 9 Ocak 1996: Metin Göktepe’nin öldürülmesi.
  • 1997: Refah Partili Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız, “Laiklere şeriat enjekte edilecek” diyordu.
  • 1997: Şevket Yılmaz , “Allah’ın size soracağı soru şöyle: Küfür
    düzeninde İslam Devleti olsun diye niye çalışmadın?”

Hasan Hüseyin Ceylan, “Bu vatan bizimdir, rejim bizim değildir
kardeşlerim. Rejim ve Kemalizm başkala rınındır. Türkiye yıkılacak
beyler!”

Kayseri Belediye Başkanı Şükrü Karatepe, “Bu törenlere için kan
ağlayarak katılıyorum. Bu düzen değişmeli. Bekledik, biraz daha
bekleyeceğiz. Gün ola harman ola. Müslümanlar içlerindeki hırsı, kini eksik etmesin.”

Şanlıurfa Belediye Başkanı Çelik, “Ben kan dökülmesini istiyorum.
Demokrasi böyle gelecek, fıstık gibi olacak.” diyorlardı.

  • Ve Nihayet Şubat 1997… Özal’ın halefi olan Başabakan Necmettin Erbakan, Başbakanlık Konutun’da verdiği iftar yemeğine Türkiye’nin en ünlü din baronlarını davet ederek, toplumsal gerilimi tırmandırdı.
     
    Laiklikliğin tanımı bile değiştirilerek, “laiklik, din özgürlüğüdür”;
    “din ise birleştirici ve lâzımdır” denilmeye başlandı. Eğitim yoluyla
    bu ülkede, “iktidar olursak, içkinin içilip içilmeyeceğini referanduma götürürüz” diyen Tayyip Erdoğan gibi şeriat özlemcisi kafalar yetiştirildi. Bu kafa sahipleri, iktidar olup cesaret ettikleri taktirde çarşafı, Arap alfabesini, dört kadın ile evlenmeyi de referanduma götüreceklerinden, bir yandan uluslararası yeşil sermaye gücü, öte yandan da din istismarı yoluyla bunu topluma kabul ettirip uygulayacaklarından, artık hiç kuşkumuz kalmadı.

 

  • 21 Ekim 1999: Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’nın öldürülmesi.
  • 18 Aralık 2002: Prof Dr. Necib Hablemitoğlu’nun öldürülmesi.

Eh…. Devamını da siz biliyorsunuz.
 

”Butun dunya bilsin ki, benim icin bir yandaslik vardir: Cumhuriyet yandasligi, dusunsel ve toplumsal devrim yandasligi. Bu noktada yeni Turkiye toplulugunda, bir bireyi bunun disinda dusunmek istemiyorum.” 1924
M. KEMAL ATATURK

————-
[1]Çetin Yetkin, 12 Eylül’de İrtica, Ümit Yayıncılık, Birinci Baskı, Ankara 1994, s. 77.
[2] Discorsi sopra Tite Livio, lib I, cp, XI. Aktaran: J.J.Rousseau , Toplum Sözleşmesi, Öteki Yayınevi, Üçüncü Basım, Ankara Kasım 1999, s. 82.
[3] Köprü, Mart 1987.

Yıkın Heykellerimi

Haziran 20th, 2009 by umur
Ey milletim
Ben Mustafa Kemal’im
Çağın gerisinde kaldıysa düşüncelerim
Hala en hakiki mürşit değilse ilim
Kurusun damağım dilim
Özür dilerim
Unutun tüm dediklerimi
Yıkın diktiğiniz heykellerimi
Özgürlük hala
En yüce değer
Değilse eğer
Prangalı kalsın diyorsanız köleler
Unutun tüm dediklerimi
Yıkın diktiğiniz heykellerimi
Yoksa çağdaş medeniyetin bir anlamı
Ortaçağa taşımak istiyorsanız zamanı
Baş tacı edebiliyorsanız
Sanatın içine tüküren adamı

Unutun tüm dediklerimi
Yıkın diktiğiniz heykellerimi

Yetmediyse acısı şiddetin savaşın
Anlamı kalmadıysa
Yurtta sulh dünyada barışın
Eğer varsa ödülü silahlanmayla yarışın

Unutun tüm dediklerimi
Yıkın diktiğiniz heykellerimi

Özlediyseniz fesi peçeyi
Aydınlığa yeğliyorsanız kara geceyi
Hala medet umuyorsanız
Şıhtan şeyhten dervişten
Şifa buluyorsanız
Muskadan üfürükçüden

Unutun tüm dediklerimi
Yıkın diktiğiniz heykellerimi

Eşit olmasın diyorsanız kadınla erkek
Karaçarşafa girsin diyorsanız
Yobazin gazabından ürkerek
Diyorsanız ki okumasın
Kadınımız kızımız
Budur bizim alın yazımız

Unutun tüm dediklerimi
Yıkın diktiğiniz heykellerimi

Fazla geldiyse size
Hürriyet cumhuriyet
Özlemini çekiyorsanız
Saltanatın sultanın
Hala önemini anlayamadıysanız
Millet olmanın
Kul olun
Ümmet kalın
Fetvasını bekleyin şeyhülislamın
Unutun tüm dediklerimi
Yıkın diktiğiniz heykellerimi
RAHAT BIRAKIN BENİ!
Günümüze, siyasete, Atatürk’e, akp’ye dair söylenecek ne varsa Süleyman Apaydın söylemiş. Atamızın kemikleri sızlıyor anıt-kabrinde…