Orgenaral İlker Başbuğ’un Düzenlediği Basın Toplantısı

Bu gün saat 11 sularında Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ bir basın toplantısı düzenledi. Basın toplantısına tüm kuvvet komutanları ve otuzun üstünde generalle katılan Başbuğ, tüm TSK olarak tek yumruk halinde karşınızdayız mesajı verdi. Sesinin yüksekliği ve sert tonu dikkat çeken Başbuğ çarpıcı açıklamalar yaptı.

BELGE DEĞİL KAĞIT PARÇASI

Başbuğ açıklamasında sık sık buna bir belge denilemeyeceğini ifade etti. Ve dikkat çekmek için “kağıt parçası” ifadesini kullandı.
Orgeneral Başbuğ’un;
“Buna belge denemez bu bir kağıt parçası”
“Bu kağıt parçasının Nisan 2009′da hazırlandığını kim tespit etti? Bu bir fotokopi ve üzerinde tarih yok.”
“İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bu kağıt parçasını kimlerin hazırladığını bulsun gerçek olup olmadığını araştırmak bizim görevimiz”
gibi ifadeleri dikkat çekti. Ayrıca Albay Dursun Çiçek’in imzasını değiştirmesiyle ilgili tartışmalara “İmza değişikliği kriminal sonucu değiştirmez ancak tespit için ıslak imzaya ihtiyaç var oda ortada yok” şeklinde açıklama getirdi.

ASKERİ YARGI BAĞIMSIZDIR

“Askeri mahkemelerin bağımsız olmadığını söylemek devlete ve anayasaya saldırıdır.”

“TSK içinde hukuka ve demokrasiye saygısı olmayan barınamaz.” diyen Başbuğ Genelkurmay Askeri Savcılığının, askeri mahkemelerde subayların bulunmasını anayasa mahkemesine şikayet ettiğini ve bunun dünyadaki tek örnek olduğunu söyledi.
Ayrıca Başbuğ “Bu davaya askeri mahkeme mi bakar sivil mahkeme mi bakar sorusunu sormak abesle iştigal etmektir. Olay askeri bir kişi tarafından askeri mahalde olmuştur. Tabi ki biz bakarız.” dedi.
Askeri mahkemelerin olmasının avrupa birliğine girmeye çalışan bir ülkenin imajını zedeleyeceği söylemlerine, “Araştırsınlar, İngiltere’de de, İtalya’da da, Polonya’da da, Yunanistan, Belçika ve Lüksemburg’da da askeri mahkemeler var.” şeklinde cevap verdi.Başbuğ;
“Eğer yeni delil bulunursa soruşturma askeri savcılık tarafından burada yeniden açılır.” da dedi.

“TSK’NIN YIPRATILMASI TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN BEKA PROBLEMİDİR.”

TSK’ya karşı medya üzerinden asimetrik psikolojik savaş yürüyüldüğünü söyleyen Başbuğ bu harekatın artan ve planlı bir şekilde ilerlediğini ifade etti.
Ayın 6 sında başlanan soruşturmanın bilgilerinin ve belgenin 12 sinde basına “servis edilmesinin” arkasında kasıt olduğunun altını çizen Başbuğ, “Bizim bunu hukuksal olarak sorgulamaya hakkımız var. Genelkurmay Askeri Savcılığı gerekli makamlara bu konuyla ilgili suç duyurusunda bulundu.” dedi.
“Kimse TSK’nın anayasaya ve demokrasiye aykırı uygulamalara sessiz kalmasını beklemesin, düşüncelerimizi gereken yerlerde gereken şekilde ifade ediyoruz.” diyen Başbuğ son olarak basın mensuplarından gelen soru doğrultusunda “Siyasi makamlardan ve medyadan gelen şahsıma yönelik eleştirileri ve istifa çağrılarını kale bile almadım.” dedi

Haberi basın toplantısını tv de takip edip kendim yazdım. Umarım yeterli bulursunuz.

Teşekkürler…

2 Responses to “Orgenaral İlker Başbuğ’un Düzenlediği Basın Toplantısı”

  1. faniyiz diyor ki:

    Ordumuz silah olarak belki değil ama (anlayış)düşünce yapısı olarak hala diktator-darbeci kafa yapısıyla, basını dolayısı ile milleti, hala emri altında sanıp azarlar gibi açıklamalar yapıyor, hangi avrupa ülkesinde genelkurmay başkanı bu tarz açıklamalarda bulunabiliyor, (açıkçası sıkar, adamı hemen mahkemeye verirler yada emekli ediverirler) yoksa hala devlet içinde devlet olduklarınımı sanıyorlar ??? fotokopi olan kağıda daha inceleme bile yapmadan “bu blege genelkurmayda hazırlanmamıştır” denmesi ile boş bir lav silahını basına göstererek, işte abarttığınız silah-mühimat bu diyerek konuyu saptırması arasında hiç fark yok, sonra denmiş ki askeri mahkeme bağımsızmış, bu nasıl bağımsız bir mahkeme ki (kendi sicil)komutanlarının emirlerini harfiyen yerine getiriyor hem sonra gnl.krmy.bşk. kendisi demedimi “hemen araşrıtılması için askeri mahkememe emir verdim” bu mu bağımsızlık, bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu ???, bir gazetede okumuştum, ordu (yıpranmamak istiyorsa) önce elini siyasetten çeksin sonra aslı savunma görevini yerine getirsin, dini paranoyalarından (çok zor ama) arınabilirse, altta bil alıntı yazı var askeri mahkemelerin ne kadar bağımsız olduğu hakkında
    ————————————————————
    28 Şubat sürecinin ünlü Köstebek davasında polis memuru Onbaşı Kadir Sarmusak, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Daire Başkanlığı’nda askerlik yaparken “Batı Çalışma Grubu”nun belgelerini çalmakla suçlandı. Söz konusu belgeler, ordu içindeki cuntanın yaptığı darbe hazırlığını deşifre ediyordu. Bu belgeler dönemin Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkan Vekili Bülent Orakoğlu tarafından hükümete iletildi. Konu medyaya yansıyınca Sarmusak ve Orakoğlu, askerî mahkeme tarafından tutuklanarak yargılandı. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Askerî Mahkemesi’nde görülen davada askerî yargıç ve savcıların nasıl baskı altına alındığına dair ilginç olaylar yaşandı. Dava sırasında sanıklar, çalmakla suçlandıkları belgelerin dava dosyasına girmesini istedi. Ancak Genelkurmay Başkanlığı, hâkimin talebine rağmen belgelerin aslını askerî mahkemeye vermedi. Bunun üzerine Orakoğlu ve Sarmusak, beraat etti. Beraat kararında davanın hâkimi emekli Askerî Hakim Albay Mesut Kurşun’un da imzası bulunuyor. Emekli Hakim Albay Kurşun, 1997 yılındaki dava sırasında, ismi Ergenekon örgütü ile anılan dönemin Genelkurmay Adli Müşaviri Tuğgeneral Erdal Şenel’in baskılarına maruz kaldığını söylüyor. Kurşun, şunları kaydediyor: “Dava sırasında binbaşı rütbesindeydim. Adli Müşavir Tuğgeneral Erdal Şenel, beni Genelkurmay Karargâhı’ndaki makamına çağırdı. Sigaya çekti. Anayasa’nın 138. maddesine aykırı olarak bana hesap sordu. Oysa bu madde, davaya bakan hâkimin, hiçbir şekilde baskı altına alınamayacağını, etkilemeye çalışılamayacağını, tavsiye ve telkinde dahi bulunulamayacağını söylüyor. ‘Nasıl yaparsın, ne halt yapıyorsun, neden yargılamaya gerek duyuyorsun, olayın üzerine neden bu kadar düşüyorsun? Çok fazla kurcalama.’ gibi ifadelerle tehdit etti. Bunun üzerine tepki gösterdim. ‘Ben hâkimim, üzerimde üniformam var. Yasalardan aldığım yetkimi kullanarak yargılama yapıyorum. Memnun değilseniz beni görevden alın.’ dedim. Bir süre sonra tayinim çıktı.” Kurşun, askerî yargının bağımsızlığıyla ilgili tartışmalara 12 yıl önce yaşadığı hadisenin somut bir örnek olduğunu vurguluyor. Kendisine ve mahkemeye resmen müdahale edildiğini anlatan emekli hâkim, şöyle devam ediyor: “Askerî yargı bağımsız değil. Askerî hâkim ve savcılar, ordu mensubu kişiler. Askerî disipline bağlı kişiler, atamaları ve sicil işlemleri tamamen askerî makamlar ve üstleri tarafından yapılıyor. Alt-üst ilişkisi var. Dolayısıyla askerî hâkim ve savcıların verdiği kararlarda, tarafsız ve bağımsız olduğunu söylemek mümkün değil. Mevcut yasal düzenleme ile bu askerî mahkemenin kurumsal bir bağımsızlığı yok. Ben, verdiğim karar nedeniyle atamaya tabi tutuldum. Bunlar yargının bağımsızlığı ile bağdaşıyor mu?”

  2. umur diyor ki:

    -Hangi Avrupa ülkesinde ordu ile ilgili böyle bir kağıt parçası ortaya çıkıyor da basına servis ediliyor? Bir Avrupa ülkesinde böyle bir kağıt parçası ortaya çıksa her şey açıklığa kavuşmadan basının ve halkın bundan haberi olmaz. Çünkü bu halka ve diğer ülkelere yanlış bir görüntü verir. Bak şimdi yandaş basın belge şöyle belge böyle diye atıp tutuyor, Başbuğ kağıt parçası diyor, RTE yangına körükle gidiyor.
    -Devlet içinde devlet arıyorsan çok uzağa bakmana gerek yok, her kamu basamağında yoğun şekilde karşına çıkan F tipi kadrolaşmaya bak.
    Hem ordu sandığın gibi darbeci olsaydı darbe çoktan olmuştu. Ordunun içinde böyle düşünenler olabilir ancak bunu ordunun geneline mal edemezsin.
    -Ayrıca ordunun böyle bir belge hazırlama yetkisi var. EVET VAR. Ordunun görevi ülkeyi iç ve dış tehdit karşı korumaktır. İç tehditler ikiye ayrılır: bölücülük ve irtica. Bu belgede irticayla mücadele kapsamına girer.
    -Hem ne incelemesinden bahsediyorsun? Belgenin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına nasıl ulaştığı belli değil (belki de belli ama bunu basına servis etmek işlerine gelmiyor.), belgenin aslı yok elde olan yalnız bir fotokopi, imzanın Albay Dursun Çiçek’e ait olduğu kesin değil çünkü bunun olması için ıslak imzaya ihtiyaç var ama yalnızca bir fotokopi üzerinden atıp tutuluyor, Ayrıca o belgenin Genelkurmay’da hazırlanmadığı kesin çünkü bir şube müdürünün böyle bir belge üzerinde imza yetkisi yok, Albay Çiçek ancak böyle bir belgenin ekine vaya lahikasına imza atabilir o zamanda belgenin üzerinde örneğin “Ek:1/Lahika:A” şeklinde belirtilmesi gerekir ancak bu da belgede yok yani bu belge kesinlikle genelkurmay tarafından hazırlatılmadı. Ancak bu belgenin ordu içindeki bir grup tarafından hazırlanmış olması ihtimali var onu da kanıtlamak için yeterli delil yok ki bu da hukukun altın kuralı “suçluluğu kanıtlanıncaya kadar herkes masumdur” ilkesine göre Albay Çiçek’in masum olduğunu gösterir.
    -Askeri mahkeme bağımsız değildir demişsin. Bu ülkenin başbakanı “Ben Ergenekon’un savcısıyım” diyebiliyorsa Genelkurmay Başkanı da kendi kurumunu karalamak için hazırlanan bir belge hakkında derhal incelenmesini istedim diyebilir.
    -Ordu elini siyasetten çeksin demişsin. Tayyip elini yargıdan çekerse, ordu hakkında sahte belgeler hazırlanmazsa merak etme ordu elini siyasetten çeker.Belki itiraz edeceksin ama Türk ordusu yaptığı darbelerde bile (yanlış anlama kesinlikle darbeleri savunmuyorum) demokrasiyi korumak için uğraşmıştır. Ordunun hazırladığı 1961 anayasasını incele, bu gün için bile Avrupa’nın hatta dünyanın en demokratik anayasalarındandır.
    -Bundan 12 yıl önce Recep Tayyip Erdoğan davet üzerine gittiği Siirt’te, miting sırasında Ziya Gökalp’in 1912 yılında Balkan Savaşı için yazdığı Asker Duası’nın değiştirilmiş bir versiyonu ile; ORDUYU ÖVEN DİZEYİ SÖYLEMEDEN yerine “Minareler süngü/ Kubbeler miğfer/ Camiler kışlamız/ Müminler asker,” mısralarını ekledi. Yani 12 yıl önce bu ülkede çok daha vahim şeyler oldu. 12 yıl önce böyle bir olay yaşanması askeri yargının hala bağımsızlığını kaybettiği bazı yerler olduğunu göstermez. Sonra askeri yargıya dil uzatmadan önce sivil yargının bağımsızlığını sağlasınlar…

Leave a Reply